25 Ağustos 2025 Pazartesi

DÜNYA NEREYE GİDİYOR ?


Servet Ünal • Toplum Dönüşüm Mimarı | Uluslararası 

İlişkiler Uzmanı | Stratejisit


“Her şey hızla değişiyor; göz açıp kapayıncaya kadar dünya baştan sona başka bir yer oldu.”

Eskiden insanlar birbirine değer verirdi; komşuluk, dostluk ve güven vardı. Şimdi zaman göz açıp kapayıncaya kadar akıyor. İnsanlar yalnızlaştı, endişe ve korku hayatımızın merkezine yerleşti. Her gün bir krizle uyanıyor, bir felaketle yatıyoruz. Televizyonu açıyorsunuz: ekonomik çöküşler, savaşlar, orman yangınları, mülteci dalgaları… Sosyal medyada her dakika yeni bir korku ve belirsizlikle karşılaşıyoruz.


Dünya artık sadece değişmiyor; kontrol ediliyor, yönlendiriliyor ve planlanıyor. İnsanlar, farkında olmadan büyük bir projenin tam ortasında yaşıyor: ekonomik baskı, dijital gözetim, demografik oyunlar ve kültürel yönlendirmeler bir arada yürütülüyor. Türkiye halkı da bu planlı sürecin tam merkezinde. İnsanlar sadece geçim derdiyle meşgul, olup bitenin farkına varamıyor.


“Kontrol edilen bir sahnede, herkes kendi rolünü oynuyor gibi…” Ama gözlerini açanlar, planı görebilenler için hâlâ bir çıkış yolu var.


EKONOMİK KRİZ: PLANLI FAKİRLİK


Döviz kurlarındaki dalgalanmalar, enflasyon, işsizlik ve fiyat artışları sadece ekonomik göstergeler değil; halkı yönetmenin bir aracıdır. Tarih boyunca güçlüler, toplumu fakirleştirip çaresiz bıraktığında ona istediklerini yaptırabilmişlerdir. Türkiye bugün bu stratejinin merkezinde.


Ekonomik krizler, sadece karnımızı doyurma çabasıyla uğraşmamızı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal iradeyi zayıflatıyor. İnsanlar ne kadar geçim derdine gömülürse, büyük planları fark etmesi o kadar zor oluyor. Bu durum, küresel güçlerin Türkiye’yi bir pilot ülke gibi kullanmasının temel sebeplerinden biridir.


Ek olarak, ekonomik krizler toplumu bölüyor ve kutuplaştırıyor. İnsanlar işini kaybetme korkusuyla hareket ederken, yönlendirmeler ve dayatmalar daha rahat uygulanıyor. Bu planlı fakirlik, sadece maddi bir problem değil; toplumsal ve psikolojik bir kontrol aracıdır.


MÜLTECİ KRİZİ: DEMOGRAFİ VE TOPLUMSAL BASKI


Filistin’den, Suriye’den ve diğer kriz bölgelerinden gelen milyonlarca insan, sadece insani gerekçelerle değil, demografik yapıyı değiştirmek ve ekonomik yük yaratmak için yönlendiriliyor. Bu, uzun vadeli bir planın parçasıdır: toplumun sosyal dengesi bozuldukça, yönetilmesi kolaylaşır.


Türkiye’de mülteciler, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler açısından ciddi yükler oluşturuyor. Ancak mesele sadece kaynakların paylaşımı değil; toplumun psikolojisi ve değerleri üzerinde de bir etkidir. İnsanlar yoksullaştıkça, korku ve endişe ile kontrol edilmeye daha açık hale gelir.


Bu süreç, demografik yapıyı değiştirme, ekonomik baskı kurma ve toplumsal uyumu yönlendirme stratejisinin bir parçası olarak işliyor. Her ne kadar yardım ve misafirperverlik değerleri ön plana çıksa da, arka planda planlı bir toplumsal dönüşüm yaşanıyor.


PARİS İKLİM ANLAŞMASI: ÇEVRE Mİ, KONTROL MÜ?


Paris İklim Anlaşması ve benzeri küresel projeler, sadece çevresel kaygılarla açıklanamaz. Bazı güçlü ülkeler, kendi ekonomik ve enerji avantajlarını korumak için anlaşmaları kabul etmiyor. Türkiye gibi kırılgan ekonomiler ise dış baskı ve küresel standart dayatmalarıyla bu anlaşmaları kabul etmek zorunda kalıyor.


Bu anlaşmalar, enerji üretimi, sanayi ve tarım üzerinde doğrudan kısıtlamalar getiriyor. Halkın günlük yaşamına müdahale eden bu kısıtlamalar, ekonomik ve sosyal kontrol aracına dönüşüyor. Yani çevre koruma maskesi altında, halkın refahı ve bağımsızlığı sınırlandırılıyor.


Ayrıca, anlaşmaların uygulanması sırasında kaynakların yönetimi ve dağılımı üzerinde büyük bir güç kontrolü sağlanıyor. Türkiye gibi ülkelerde bu durum, ekonomik baskıyı ve toplumsal kontrolü pekiştiriyor.


DİJİTALLEŞME VE GÖZETİM: GÖRÜNMEZ ZİNCİR


Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda görünmez bir gözetim ağı kuruyor. Para dijitalleşiyor, sosyal medya ve algoritmalar düşüncelerimizi yönlendiriyor. Telefonlar, dijital kimlikler ve hesaplar adım adım özgürlüğümüzü daraltıyor.


Çip ve biyometrik gözetim altyapısı şimdiden hazır. İnsanlık, teknolojiye esir olduğunda özgürlüğünü kaybeder. Sosyal medya ve dijital algoritmalar, insanların zihinsel ve kültürel yönelimlerini şekillendiriyor. Değerler, tercihleri ve algılar bile kontrol altına alınabiliyor. Bu, ekonomik ve politik baskının yanında zihinsel gözetim olarak üçüncü bir katman oluşturuyor.


DOĞA TAHRİBATI VE MANEVİ KRİZ


Bugün yaşanan krizler sadece ekonomik veya politik değil; manevi bir kriz de var. İnsan kendi elleriyle doğayı tahrip ediyor. Ormanlar yakılıyor, su ve yer altı kaynakları hoyratça tüketiliyor. Yasalarla meşrulaştırılsa da sonuç ortada: güven kaybı, korku ve çaresizlik.


Unutulmamalı ki: Dünya Allah’ındır. İnsan, Allah’ın yarattığı düzeni yok saydığı sürece hem doğayı hem kendisini tüketir. İnsanlığın içinde bulunduğu krizlerin bir kısmı, doğayla uyumsuz yaşamamızın bir sonucudur.


ÇIKIŞ YOLU: MANEVİ DİRİLİŞ VE TOPLUMSAL UYANMA


Kurtuluş, manevi dönüşle, Allah’a dönmekle mümkün. Teknolojiyi araç olarak kullanacağız ama esiri olmayacağız. Doğayı koruyacağız, emanete saygı göstereceğiz. Küresel güçlerin dayatmalarına karşı bilinçli ve birlikte duracağız.


Manevi diriliş aynı zamanda günlük yaşamda uygulanabilir erdemlerle desteklenmeli: komşu ve toplumla dayanışma, israf etmeme, adil paylaşım ve merhametli yönetim anlayışı… Bu erdem ve bilinçle yürüyen toplumlar, hem Türkiye’yi hem insanlığı bu çıkmazdan çıkarabilir.


GELECEK KARARIMIZLA ŞEKİLLENECEK


Dünya ve Türkiye büyük bir değişimden geçiyor. Ekonomik krizler, dijital kontrol, mülteci dalgaları, orman yangınları… Hepsi halkın omuzunda büyük bir yük. Ama unutmayalım: Gelecek sadece küresel güçlerin planına bağlı değil.


Bu gelecek, bizim ve çocuklarımızın ellerinde. Çocuklarımıza aktaracağımız bilinç ve farkındalık, toplumun kaderini belirleyecek en güçlü mirastır. Ancak bunu yapabilmek için önce kendimizi uyandırmalı, içsel bir farkındalık ve uyanış yaşamamız gerekir. Kendi değerlerimizi, erdemimizi ve adalet anlayışımızı güçlendirmeden, çocuklarımıza sağlıklı bir gelecek sunamayız.


Korkulara teslim olmamalıyız; dünya Allah’ındır ve bütün kontroller O’nun elindedir. Ama yüce Allah Nuh Peygamber’e Tufan’ı bildirirken bir gemi yapmasını emretmiştir. Bu bize şunu gösteriyor: Dua etmek, Allah’a güvenmek yetmez; harekete geçmek, sorumluluk almak ve uyanmak gerekir. Bizler kendi çabamızla adım atmazsak, sadece beklemek hiçbir şeyi değiştirmez.


Biz, Allah’ın yolunu seçip erdemle, adaletle ve bilinçle ayağa kalkarsak, hem Türkiye’yi hem insanlığı bu çıkmazdan çıkarabiliriz. Karar sadece bugünü değil, yarını ve gelecek nesilleri de şekillendirecek.


Saygılarımla


#servetünal #yenidünyadüzeni #dünyanereyegidiyor #parisiklimanlaşması