ZİNCİRLENMİŞ BEYİNLER: TOPLUM NEDEN KENDİNİ YENİLEYEMİYOR?
Servet Ünal • Toplum Dönüşüm Mimarı | Siyasi Danışman | Stratejisit
Bugün, görünüşün gerçeğin yerini aldığı bir zamanda yaşamak bize denk geldi. Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada sürekli önümüze konan hayatlara bakarken, farkında olmadan bu yanılsamaların içinde kayboluyoruz. Evrilen ve hızla değişen dünyanın gerçeklerini anlamadan, sorgulamayı, üretmeyi ve bilinçli düşünmeyi unutarak, sadece tüketen ve izleyen bir toplumun parçası hâline geliyoruz.
Her an, gerçekleri çarpıtılmış yalanların ve gösterişin gölgesinde yaşamaya daha da yakınlaşıyoruz; uyanış şansımız her gün biraz daha azalıyor.
GEÇMİŞİN ZİNCİRLERİ: ESKİ REFLEKSLERLE BUGÜNÜ ANLAMAYA ÇALIŞMAK
Anne ve babalarımızın bize verdiği refleksler, bugünü okumak için artık yeterli değil.
O eski reçetelerle bugünü anlamaya çalışmak, zincirlerimizi fark etmeden omuzlarımıza yüklemek gibi.
Eskiden aile büyükleri “Sınav kazan, iyi bir meslek edin” derdi. Bugün bu reçete geçersiz. Üniversite diploması artık geleceği garanti etmiyor; meslekler güvence sunmuyor. Gençler, kendi yeteneklerini ve emeğini sistemin dışında denemek zorunda kalıyor.
EĞİTİM VE LİYAKAT: DİPLOMALI AMA NİTELİKSİZ NESİLLER
Üniversite okumak bir kişiye sıfat kazandırabilir; ama nitelik, karakter ve sorgulama yetisini vermez. Bugün çoğu üniversite, kapitalist sisteme diplomalı, itaatkâr işçiler yetiştiriyor.
Bugün artık üniversite diploması tek başına bir gelecek garantisi de sunmuyor. Eskiden “falanca kişinin oğlu avukat, doktor, mühendis” denildiğinde saygınlık ve güven duygusu uyandırırdı; oysa bugün bu unvanlar giderek değerini yitiriyor. Çünkü üniversiteler, kapitalist düzenin bir uzantısı olarak, sorgulayan bireyler değil; diplomalı ama itaatkâr işçiler yetiştiriyor.
Daha da vahimi, mezun olan gençlerin karşılaştığı tablo liyakatten çok torpil ve siyasal aidiyet üzerinden şekilleniyor. Türkiye’de iş hayatına atılmak isteyen pek çok gencin kaderi, yetenek ve çalışkanlığından çok, hangi partiye yakın olduğuna, kimin referansı olduğuna göre belirleniyor. Gençler, emekleriyle değil, siyasi bağlantılarla işe yerleştiriliyor; makamlar, gerçekten hak edenlere değil, parti üyelik kartı taşıyanlara veriliyor.
Bu düzen, genç kuşağın umudunu tüketirken, toplumun dinamizmini ve üretkenliğini de yok ediyor. Çünkü liyakat olmayan yerde adalet, güven ve ilerleme de olmaz.
POPÜLER KÜLTÜR VE TÜKETİM: GÖRÜNÜŞÜN ESARETİ
Toplumun ölçütleri değişti. Bilgi, ahlak, erdem ve saygı artık geri planda. Onun yerine dizilerdeki sahte hayatlara özenmek, sosyal medyada mekan ve yemek paylaşımıyla yarışmak öne çıktı.
Aile bağları, mahremiyet ve gerçek değerler artık gizli tutulmadan, her an sosyal medyada ifşa ediliyor.
Gençler üretmek ve sorgulamak yerine, sistemin çizdiği rotada sessizce dönüştürülüyor. Görünüşe bağımlı hâle geliyor, kendi hayatlarını inşa etme becerilerini köreltiyor.
ÖRGÜTSÜZLÜK: KOLEKTİF GÜCÜMÜZÜ YİTİRMEK
Toplumun bu hâle gelmesinin en temel sebeplerinden biri örgütsüzlüktür. Birlik ve beraberlik ruhu olmayan toplumlar, geleceği göremez ve inşa edemez.
Kolektif bilinç olmadan, bireyler yalnız kalır; sorunlar sistemin ve güç odaklarının inisiyatifine bırakılır. Uyanış, sadece kağıt üstünde değil, toplumun gönlünde örgütlenmesi ve ortak yaşam kültürü ile başlar.
Örgütsüz toplumlarda, menfaati için ve rant elde etmek isteyenler siyasete, ticarete ve oluşan boşluklara hızla el atar. Bu durum, toplumu kendi çıkarlarını gözetemez hâle getirir.
KAYBOLAN DEĞERLER: ERDEM, AHLAK VE SAYGININ ÖNEMİ
Bugün görünüş, tüketim ve popüler kültür her şeyi gölgeliyor. Oysa toplumun uyanması ve yeniden güçlenmesi erdem, ahlak ve saygı gibi değerlerin hatırlanmasıyla başlar.
Eğer bu değerler göz ardı edilirse, zincirler sadece görünüşe ve tüketime değil, toplumun kendi iradesine de bağlanır.
GÖRÜNÜŞÜN ZİNCİRLERİNİ KIRMAK
Bu çağda, gerçekler yerini yalanlara, çarpıtılmış söylemlere ve gösterişe dayalı itibar kazanmış söylemlere bırakıyor. Her an toplumun uyanış şansı biraz daha azalıyor. Eğer fark etmezsek, sadece biz değil, bizden sonraki nesiller de kendi iradeleri ve bilinci ellerinden alınmış bir dünyada yaşayacak.
HASET, KISKANÇLIK VE DEDİKODU: TOPLUMUN GÖLGELERİ
Memlekette, sosyal ilişkiler çoğu zaman samimiyet ve dayanışma yerine hasret, kıskançlık ve dedikoduyla şekilleniyor. İnsanlar birbirlerinin başarılarını kutlamak yerine, onları küçümsemek veya çekememek eğilimi gösteriyor. Bu durum sadece bireysel psikolojiyi değil, toplumsal güveni ve kolektif dayanışmayı da zayıflatıyor.
Dedikodu ve kıskançlık, sosyal bağları tahrip ederken, gerçek değerlerin ve liyakatin önemsizleşmesine yol açıyor. Genç kuşak, bu olumsuz sosyal reflekslerle büyüdüğünde, üretkenlik ve toplumsal bilinç yerine, görünüş ve popüler kültürün dayattığı yüzeysel normlara mahkûm oluyor.
Toplumsal uyanışın yolu, sadece ekonomik ve politik bilinçten değil; aynı zamanda sosyal ve ahlaki bilinçten geçiyor. Kıskançlık ve dedikodunun gölgesinde değil, dayanışma ve gerçek değerler üzerinden bir araya gelmek, toplumun örgütlenmesinin ve kolektif gücünün temel taşlarını oluşturuyor.
Saygılarımla
#servetünal #gününsözü #gününyazısı #yenidünyadüzeni #türkiyetoplumu